29 Ocak 2017 Pazar

Neredeyim?

Yaklaşım 1 aydır bloguma bir şeyler yazmadığının farkındayım. Üstelik çok düzenli bir şekilde yazarken aniden, bıçakla kesilir gibi kesildiğinin. İşin aslı burada yaptığım şeyin tıpkı en başta da söylediğim gibi, bir çeşit pratik olduğunu, bana hala hayatta olduğumu hissettiren bir şeyler yapmak olduğunu düşünüyordum. Bu blog darbe girişiminin öncesi güne denk gelen bir talihsizliğe sahip. Bu satırlarda bulmak zor olsa da, aslında bundan sonra her şey tepetaklak gider oldu. Depresyonumu ifade etmek zor, zaten amaç biraz da onlardan kaçmak. Bu satırları internetin koca çöplüğüne bırakırken aslında tarihe bıraktığımı düşünmek saflık olur. Çünkü ben yok olduğumda kimsenin açıp burayı okuyacağını sanmıyorum. Şu an bile buraya sadece tarama botları bakıyordur herhalde.

Aradan geçen zamanda bir müzik sitesinde yazmaya başladım.
https://plakdukkani.org/
Oldukça keyif alır oldum ve buraya harcadığım enerjiyi oraya harcamaya başladım. Başta iki taraflı yürütebilirim gibi gelmişti, ama sonunda bunun olmadığını anladım. İşimin ne kadar çok zamanımı aldığını ve kendime ne kadar az zaman ayırabildiğimi, hepsinden öte enerjimi nasıl korumam gerektiğini öğrenmem gerekti. Malum psikanaliz süreci toplam enerjimi büyük bir kısmını tükettiğinden, aslında ben kalan enerjiyi ekonomik bir şekilde harcamayı öğrendim. Plak dükkanı güzel yazıların olduğu, amatör ruhunu koruyan, iyi müzik dinleyen insanların olduğu bir site. Benzeri sitelerin (örneğin playtusu vs...) çokbilmişliğine, şımarıklığına ve ortamcılığına sahip değil. Plak dükkanı daha düzgün bir çizgide ilerliyor ve daha az okunuyor olsa da, daha çok parçası olmak isteyeceğim bir site.

Bu zaman diliminde ayrıca uzun süredir izlediğim en iyi filmi izledim. American Honey. Gerçekten bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim ama bayıldım. Nefesim kesildi hatta. Bu kadar destansı bir aşk ve kendini bulma öyküsü izlemeyeli çok olmuştu. Her yerini sevdim. İstisnasız. Hatta soundtrack albümü hakkında bir yazı da yazdım:
https://plakdukkani.org/soundtrack/2017/01/27/american-honey-cekme-kaset-tadinda-bir-soundtrack/

Bunun dışında 2-3 hafta önce bu ülkede daha fazla yaşayamayacağıma ikna olarak Almanca öğrenmeye karar verdim. Çılgınca bir karardı ve bir doktor olarak Almanya'ya gitmenin zorluklarının farkındayım ama aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Tekrar baştan USMLE gibi bir sınava hazırlanmayı Almanca öğrenmekten daha zor buluyorum. Hem de Trump gelir gelmez olan bitene bakılırsa, Amerika'ya gitmek o derece mantıklı bir karar gibi görünmüyor. Almanya da iyi değil ama sanırım tüm dünya sağcılaşıyor, ırkçılaşıyor artık. Bunu durdurmanın bir yolu da yok, her şey etki tepki gibi ilerliyor.

Her neyse, inceleme yazılarımı blogumda yazmaya ara vereceğim sanırım. Plak dükkanında sinema yazmıyorum ama yine de içimdeki enerjiyi dışarı atmamı sağlıyor. Üstelik arkadaşlarımla paylaşabiliyor olmam, yazdıklarımı paylaşmak konusundaki çekingenliğimi de aldı.

2 yorum:

  1. ben okudum :) her şey dilediğiniz gibi olsun. plakdükkanından okumaya devam ederiz bundan sonra

    YanıtlaSil
  2. ben de okudum.
    aslında bu yazını okuyunca oradan oraya atlayarak bir sürü şey diyebileceğimi düşündüm. kısaca toparlamak isterim.

    seninkinin aksine, benim tekrardan blog yazmaya dönmem darbe girişimi ile oldu. o süreçten sonra aylardır yazmadığım bloga geri dönme ihtiyacı hissettim. bir şekilde yazarak kafamı rahatlatmak isteğiyle yaptım bunu. ben de o süreçten bugüne uzanan dönemde her şeyin tepe taklak olduğunu düşünüyorum. kişisel yaşantımız ülke gerçekliğinden ne kadar bağımsız şekilleniyor, bir fikrim yok. darbe girişimi olmasa yine böyle mi olurdu, işte onu da bilmiyorum. tek bildiğim ülkenin durumuna paralel bir ruh haline girdiğim. herkes depresyonda olunca ya da karamsar bir havaya bürününce birden bire kendi gerçekliğin depresyonun ta kendisi oluyor. o tuhaf sıkıntılı ruh haline öyle alıştım ki çok keyif aldığım bir an yaşadığımda kendime yabancılaşıyorum.

    american honey yazını okudum. hatta yazının üstüne bir de soundtrack'ini dinledim. bu filmi ben de çok sevdim. izleyip bitirdiğim an da sevdiğimi hissetmiştim; ancak günler geçip de aklıma ara sıra gelmeye başlayınca içimde tahminimden daha fazla yer ettiğini anladım.

    sanırım almanya pek çok insan için birinci alternatif olma yolunda. ben de çevremden bunu duyuyorum. deneyenleri de biliyorum. iki sene önce sıfır almanca ile stuttgart'a giden arkadaşım şimdi gayet güzel hayatını idame ettirecek almanca seviyesine geldi. ben de sektörüm gereği kafama esince almanya'daki iş ilanlarına bakıyorum. hollanda da iyi bir alternatif gibi geliyor.

    ayrıca la la land yazını okudum ve sana laflar hazırladım :) müzikleri güzeldi ancak ben bu filmi sevemedim :( filmin işçiliğine diyecek sözüm yok ancak amerikan rüyası gibi bir başarı hikayesinden hoşlanmadım galiba. gerçi çok da anlamadım nesinden hoşlanmadığımı. halbuki whiplash'i çok sevmiştim. ben mi uygun ruh halinde değildim bilemiyorum ancak filmi izledikten sonra hemencecik aklımdan uçtu gitti. üzgünüm damien bey, bu sefer benimle değilsiniz.

    YanıtlaSil